Sosyal Medya

Facebook’un parlayan yaldızının ardındaki gerçek!

0

Sosyal medya kavramının oluşmasında kuşkusuz Facebook’un rolü çok büyük oldu. 2004 yılında genç bir üniversite öğrencisi Mark Zuckerberg’in üniversite sıralarında hayat verdiği Facebook, 10 yılda küresel bir güç haline geldi. Bugün sahip olduğu 1.3 milyar kişilik nüfusuyla ve yarattığı yeni iletişim atmosferiyle kültürden, sosyal ilişkilere, siyasetten ekonomiye,  insana, toplumlara, ülkelere ait her şeyi etkilemeye, şekillendirmeye başladı.

Tabii ki Twitter, Instagram, Youtube gibi sosyal ağlar da Facebook’u takip ederek sosyal medya kavramının doğuşuna, yeni bir ekosistem ve dünyanın inşaasına ön ayak oldular. Ama Facebook’un küresel olarak yayılma ve gündelik yaşam üzerindeki etkisi diğer ağlarla kıyaslandığında farklılıklar gösteriyor.

Bir marka neden sosyal medyada yer almalı?

0

Bir yazıya başlanabilecek en tezcanlı cümleyle başlayalım: Buna mecbursunuz!

Dikkat edin, “tercih etmelisiniz” demiyorum; mecbursunuz! Ya da tersinden ifade edelim; işlerinizi ve müşterilerinizi zaman içerisinde rakiplerinize kaptırmak istiyorsanız, sosyal medyaya duyarsız kalmaya devam edebilirsiniz! Tercih sizin…

“Sosyal medya” kavramını duymayan kalmadı. Sosyal medya, deyince kimisi büyük heyecana kapılıyor, kimisi ise “boş verin bunları” havasında.

Sosyal medya mutlaka yer alınması gereken bir yer mi, ya da bir çırpıda “boş verilerek” kenara çekilebilecek kadar basit karar alanı mı?

‘Sosyal Medya’ diye bir şey yok!

0

Market Dergisi okurları için epeydir “sosyal medya” odaklı yazılar yazıyorum ve bu yazıları da ağırlıklı olarak işin teknik boyutlarına ve fazlaca ayrıntılara dalarak yapmamaya özen gösteriyorum. Açıkçası bu “teknik” boyutun çok da önemli olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bir şeyi “ne amaçla” yapacağınızı bilir, ayırt edebilirseniz “nasıl” yapacağınızı öğrenmek çok zor değil; yalnızca işin mekanik boyutu kalır geriye…

Hizmet üretmeye çalışan bizim gibi sektör profesyonelleri ve ajans temsilcilerinin de içinde yer aldığı bu yaldızlı “sosyal medya” döneminde, açıkça itiraf etmeli ki “sosyal medya” diye bir şey de yok!

“Ben neredeyim, burası neresi?” demek istemiyorsan…

0

“Aşkım, annem, babam, bitanem, kanka…” Ya da…. “Ahmet, Oğuz, Ayşe, Mehmet, Duygu….” İle paylaşmak için…

Bunlar da ne ki demeyin! Dahası var…

“İrem, Nilay, Emre….” Ve #banaozel üretim…

“Nereden çıktı şimdi bunlar” diye merak ediyorsanız, elbette bir sebebi var…

Sosyal medyada ürün ve hizmetinizi değil “değerlerinizi” satın!

0

Evet, tam da öyle!

Herkes büyük bir telaş içerisinde ürün ve hizmetini satmaya çalışıyor. Lütfen, “Eeee, ne olacaktı; üretim, ticaret yapıyorsan, satacaksın tabii ki! Satacak ve para kazanacak, ayakta kalacaksın” demeyin tez elden…

Elbette, öyle; satacak ve para kazanacaksın. Ama artık satışın süreci çok değişti. Çünkü satın alma süreci değişti; tüketicilerin, müşterilerinizin karar verme süreci değişti.

Sosyal medyada seçimi kim kazanacak?

0

Yerel seçimlerin eli kulağında. Etrafta heyecanlı epey aday adayı var. Herkesin kalbinde o “koltuğa” oturmak var. Ama nasıl?

Türkiye siyasetinin kendine özgü koşul, fırsat, risk ve sorunlarından söz edecek değilim burada, ama siyasal iletişim için sosyal medya kullanımıyla ilgili elbette söyleyecek bir iki lafım var…

Sosyal medyada yarışmalar ne kadar yararlı?

0

Markaların sosyal medyaya ilgisi ve kullanımı arttıkça “sosyal medya iletişimi” de yeni boyutlar kazanıyor. Bu yazımda ağırlıklı olarak markaların sosyal medya hesapları üzerinde yürüttükleri kampanyalar ve yarışmalar üzerine bir değerlendirme yapmaya çalışacağım.

“Takipçi ve sayfa beğeni sayıları” bugün markaların sosyal medyada en çok önemsedikleri unsur… Bu, sosyal medyanın başlangıç evresinde olduğumuzun en net göstergelerinden birisi… Çünkü hala marka merkezli düşünüp, markadan müşteriye/tüketiciye doğru düşünüp hareket ediyoruz. Bu da çoğunlukla geleneksel reklam/tanıtım çalışmalarının zihni ve kültürel kodlarına denk düşüyor. Hal böyle olunca ne kadar çok takipçi, beğenen olursa markanın mesajını o kadar geniş kitleye (tüketicilere) yayacağımızı düşünüyoruz. Bu bir sorun ve bu sorunun temelinde de markaların hala yeni iletişim, yeni tüketici karar verme süreçleri ve yeni ekonomiyi algılamaktan ısrarla kaçınmalarından ya da zafiyet göstermelerinden kaynaklanıyor.  Artık her marka “tüketici merkezli” düşünmeye başlamak “zorunda”.

Popüler Yazılar

Beğenilen Yazılar

“Ben neredeyim, burası neresi?” demek istemiyorsan…

“Aşkım, annem, babam, bitanem, kanka…” Ya da…. “Ahmet, Oğuz, Ayşe, Mehmet, Duygu….” İle paylaşmak için…Bunlar da ne ki demeyin! Dahası var…“İrem, Nilay, Emre….” Ve...