Sesli içerik devrimi: ‘Herkes Podcast Yapabilir’

0

Sesli içerik dünyasının kapılarını aralayan ‘Herkes Podcast Yapabilir’ kitabı, Özcan Yazıcı’nın uzmanlığıyla Majör Yayınları tarafından yayımlandı.

Kitapta, podcast’in yükselişi ve etkileri, kurumların stratejileri ve fırsatları detaylarıyla ele alınıyor. Ayrıca ses alanında yeni kariyer fırsatları ve yapay zekanın sesli içerikler üzerindeki etkileri de inceleniyor.

Yapay zeka sonunda siyasete de girdi!

0

Yapay zeka çağına çoktan girdiğimiz aşikar; birçok sektörü, mesleği, işi, alanı kökten değiştirdiği gibi yakında siyaseti ve süreçlerini de değiştireceği anlaşılıyor…

30 Kasım 2022’de, yani bir yıl önce OpenAI’ın ChatGPT ile fitilini ateşlediği yapay zeka patlaması yaşamın neredeyse her alanı sarıp sarmalamış vaziyette.

“Konuşulan ve konuşulacak” epey mevzu var ama ben bu yazıda yapay zekanın etkilediği başka bir alana dikkatinizi çekmek istiyorum: “Yapay zeka siyaset yapış şekillerini, olanaklarını da kökten değiştirmeye başlıyor.”

Yapay zekanın kullanım alanları artık yalnızca “insan tahayyülüyle” sınırlı bir aşamaya ulaşmak üzere. Türkiye’de çok fazla insanın dikkatini çekmedi ama birkaç gün önce Pakistan’ın devrik Başbakanı Imran Khan, tutuklu bulunduğu cezaevinden bir miting gerçekleştirdi.

“Bunu nasıl gerçekleştirdi” diye şaşırmanıza gerek yok, doğru tahmin ettiniz, elbette yapay zeka aracılığıyla.

Esaretin Yeni Bedeli: Worldcoin

0

ChatGPT ve yapay zeka yaklaşık bir yıldır dünyayı sallıyor ama yakında onu da aşan bir tartışmanın içinde bulabiliriz kendimizi…

Tartışmanın odağı değişse de başrol oyuncusu yine aynı olacak gibi: Sam Altman.

Sam Altman, malum ChatGPT ve Dall-E gibi yapay zeka devrimini hızlandıran teknolojilerin geliştiricisi OpenAI’ın kurucusu ve CEO’su.

İnsanoğlu ChatGPT hülyalarıyla mest olmaya devam ededursun, yaratıcısı Sam Altman, gelecek tasarımı içerisinde bir sonraki merhaleye geçmiş durumda…

Peki, şimdi ne yapıyor Sam Altman?

‘Gereksizler Sınıfı’ dünyayı yeni bir devrime götürüyor

0
Businessman sitting outside on the ground after being dismissed.

Seçimler bitti, şimdi geriye çözmemiz gereken bir “travma” kaldı. Çözebilirsek ve görünür bir imkân varsa tabi!

Yine, yeniden bir “zafer”, yine yeniden bir “yenilgi” kaldı geriye… Süregiden ve sürmesi pek muhtemel bir hal…

Muhalefet her seçimi kaybetmeye mahkum mu? Nereye kadar?

Ne zaferin sahipleri, ne de yenilginin tarafları yaşananlara “anlam” verebilmiş değil. Derin bir “boşluk hissi” kaplamış vaziyette herkesi.

O yüzden “travma”, yalnızca yenilenlerin yaşadığı bir “duygusal-zihinsel kaosu” temsil etmiyor, aynı zamanda zafer kazananlar da “kazanmanın sarhoşluğu” dışında yaşadıklarına tam olarak anlam veremiyor… Seçim gecesi patlayan havai fişekler, çılgınca yapılan kutlamalar, aslında “rasyonel olan” kaybetme beklentisinin zaferle sonuçlanmış olmasına gösterilen “duygusal boşalmadan” ibaret…

Ama “bir nedenle” kazanmayı bekleyen “bir türlü” kazanamıyor, kaybetmeyi bekleyen bile “her halde” kaybetmiyor!

Her seçim yeni bir eşiğe taşıyor hepimizi, hem bizde hem de başka ülkelerde; hikâyenin özneleri ayrı, senaryosu neredeyse aynı.

Ülkemiz babında bugünlerde bir başka boyutta yaşanan “duygusal boşalma” hali de var: Ötekine karşı duyulan öfke, duyarsızlık, gamsızlık, görmeme, yok sayma haleti ruhiyesi… Öyle ya, onca yaşanan acı, yokluk ve yoksunluk haline rağmen, bu acıları en çok yaşayanların yine gidip bu acıların yaşanmasından sorumlu olan iktidarın arkasında durmaları “anlaşılabilir gibi” değil, ne halleri varsa görsünler!

“Akıl alır gibi değil; neden yokluk ve yoksulluk içindeyken gidip iktidarı destekliyorsun? O halde bundan sonra yaşayacağın yeni acılara da müstehaksın!”

Yani, derin bir vicdan kaybı, derin bir yalnızlık, kaygı, duyarsızlık hali… Hüzün verici olan, layık görülen bu müstehaklık dileği “ötekiler” için bir anlam taşımadığı gibi bu vicdan kayıplarının bir bumerang gibi yine kendilerine dönecek olması! Vicdanı kaybettikçe, hak, adalet, özgürlük arayışının enerjisi azalıyor, alanı daralıyor, boşalıyor.

Elbette bu toplumsal yarılma, kopuş halinde, hisler karşılıklı; iktidar seçmeni de aynı öfkeyle “ötekilere” karşılık veriyor.

Son 20-30 yılda teknolojinin hammaddesini oluşturduğu ve harladığı yalnızlık ve içe kapanma çağında süreç mükemmel bir biçimde toplumsal kopuşa ve sistemsel çöküşe doğru olgunlaşarak ilerliyor.

Şimdi ne olacak?

Bir sonraki eşik ne?

Yapay Zekâ, İnsan Gerçek!

0

DALL-E, ChatGPT, VALL-E, Midjourney, Stable Diffusion, Point-E…

Bir gün insanlık tarihi yazılırken, “2022 yılı yapay zekânın tribünden sahaya indiği, her şeyi altüst eden sürecin düğmesine basıldığı yıldı” diye kayda geçecek.

Bugün içinse söyleyebileceğimiz şu:

“İnsan yapay zekâyı yaratıyor, yapay zekâ da insanı ya yeniden yaratacak ya da köleleştirecek. Ama hangisinin olacağını hikâyenin bu aşamasında bilmiyoruz.”

Bu tespit çok mu iddialı geldi size?

Olabilir…

Ama hemen itiraz etmeyin; son bir yılda “başımıza gelenler”, gelmekte olanların da habercisi olabilir!

Önce bir anımsatma yapalım ve konuşmaya devam etmeden önce fotoğrafı önümüze bir koyalım. Son bir yılda teknoloji alanında hayatımıza neler dahil oldu, bir bakalım.

İşsizlik 4.0

0

Endüstri 4.0’ın o şaşalı günleri ve “hoş geldin” partileri sona ermiş görünüyor.

Siz bakmayın sık sık duyduğunuz, okuduğunuz “yapay zekâ” ve “start up” içerikli haberlere, muştulu sözlere…

Epeydir gündemin ilk sıralarını “İşsizlik 4.0” haberleri kaplıyor.

Geleneksel sektörlerdeki işsizlik haberlerine, istihdam kayıplarına alışmıştık ama teknoloji şirketlerinde kapı önlerine konulan çalışanlara bakınca teknoloji rüyasının, giderek bir kâbusa dönüştüğü anlaşılıyor.

Neden mi?

Teknoloji şirketlerindeki işten çıkarmalar neredeyse bir furyaya dönüştü?

Baksanıza, Twitter’ın yeni patronu Elon Musk, 10 bin çalışanın yarısını bir günde işten çıkarttı. Hedefi toplam 7 bin 500 çalışanı kapının önüne koymak.

Bilim, akademi, ahali nasıl tanımlar bilemem, ama bana soracak olsanız, kapitalizmi, “Bir hisse başına fiyat biçmenin ve bedel ödemenin değerinin, bir çalışanın işine ve yaşamına biçilen değer ve bedelden fazla olması” olarak tanımlarım.

44 milyar doları gözden çıkartarak Twitter’ı satın almasında hiçbir mali sıkıntı ve zarar yok, ama iş çalışanlara gelince ödenen maaş çekleri katlanılamaz bir mali tablo oluşturuyor.

Tabi diyebilirsiniz, “Adam şirketin patronu oldu, ister 10 bin kişiyle ister 10 kişiyle çalışır. Şirketin sahibi değil mi?”

Haklısınız, ama dedik ya, kapitalizm, tüm kurum ve kurallarıyla tıkır tıkır işliyor. Üstelik “teknoloji ve dijital” postuna bürünerek…

Yalnızca Twitter mı?

Şöyle bir fotoğraf çekelim…

Elon Musk Twitter’ı neden aldı?

0

Kimse bilmiyor… Elbette Elon Musk’ın dışında…

Evet, hepimiz biliyoruz, tam bir Twitter müdavimi.

Tweet atmayı, yazdıklarıyla sağa sola sataşmayı, hatta hızını alamayıp ağzına geleni saydırmayı seviyor…

Sıradan bir Twitter kullanıcısına da laf yetiştiriyor, devlet başkanları, ülke liderleri, bakanlarla da ağız dalaşına giriyor; özgürlüğünün coşkun seliyle ayar veriyor…

Sözün en keskinini de esirgemiyor…

Bir yandan Bolivya’da darbeyi desteklediğini açık açık söylemekten de çekinmiyor, diğer yandan ifade özgürlüğünün küresel “havarisi” olmaya da soyunuyor. Öylesine özgür yani…

Yoldan geçene de tarif veriyor, Ukrayna-Rusya savaşını bitirmek için de yön tayin ediyor.

Hem teknoloji dâhisi, hem Mars’ın imparatoru, hem de ekonomiyle siyasetin ustası…

Bu “bıçkın tekno delikanlı” haliyle etrafında topladığı milyonlarca fan’ını mest ediyor. Haliyle “hastası” da, seveni de, kızanı da, hatta “nefret edeni” de çok…

Hâsılı biz ölümlüler vademizi doldururken Twitter’daki sınırsız özgürlüğüyle “ağam herkesle eğleniyor.”

…da şimdi bu cümbüş içinde 44 milyar doları basarak Twitter’ı neden aldı?

Bugünün Ötesi #1 | Tek Yol Temel Gelir Mi?

0

(Bu yazıyı podcast olarak da dinleyebilirsiniz. Bugünün Ötesi podcastlerine Spotify dışında Google Podcast, Apple Podcast, Deezer, Spreaker gibi podcast platformlarından da ulaşabilirsiniz.)

Evrensel Temel Gelir…

Evet, bu kavramı daha önce hiç duydunuz mu, ya da kaç kez duydunuz bilmiyorum; ama önümüzdeki dönemde çok fazla duyacağınızı garanti edebilirim.

Peki neden?

Çünkü, Dünya’da işsizlik çığ gibi büyüyor ve ülke ekonomileri yeni iş yaratmakta zorlanıyor. İşsizlik kalıcı hale geliyor.

Çünkü, teknoloji, dijitalleşme, makineler insanların işlerini ellerinden alıyor, hemen her ülkede şirketler, tercihlerini makinelerden yana kullanıyor ve binlerce insanı gözlerinin yaşına bakmadan yığınlar halinde kapının önüne koyuyor.

Çünkü, hemen her ülkede siyasi iktidarlar, ve hatta muhalefet partileri mevcut ekonomi modelleri, siyasi programları ve vaatleriyle her gün sayıları dur durak bilmeden artan işsizler ordusuna etkili yanıtlar vermekte, kalıcı çözümler sunmakta zorlanıyor.

“Temel Gelir” diyor Hollandalı düşünür/yazar Rutger Bergman: “Artık vakti gelmiş bir fikir”

O halde nedir bu Evrensel Temel Gelir?

Neden son dönemde çok fazla gündeme gelmeye başladı ve hatta neden bazı ülkeler uygulama aşamasına kadar ilerledi?

Ülkeler, toplumlar her geçen büyüyen işsizlik, sosyal ve siyasi kaosa doğru sürüklenirken, evrensel temel gelirin yakın gelecekte yaygın bir biçimde uygulanma imkanı var mı?

Ve tabii ki, Dünya’da daha geniş tartışma alanı bulan “Temel Gelir” ile ilgili ülkemizdeki durum ne? Yeterince biliniyor ve tartışılıyor mu? Konu hakkında kafa yoran, gündemine alan var mı?

Üşenmedik, araştırdık, çabaladık, dersimize çalışıp Sosyalink Podcast Bugünün Ötesi serimizde karşınıza çıktık.

Eee, hadi! O zaman başlayalım…

2030’da Podcast

0

Başlık size belki şaşırtıcı gelebilir. “Podcaste yeni başlıyoruz; birçok insan daha podcasti bilmiyor ki, 2030’daki podcastti anlatıyorsun” diyebilirsiniz.

Böyle düşünüyorsanız, sizi yadırgamam. Ama bir podcast severseniz yine de yazının sonunu  beklemenizi öneririm. Belki de podcaste dair önümüzdeki 10 yıla ilişkin öngörülerim, bu fütüristik analiz, size yeni bir bakış açışı katabilir. Podcastin geleceğini birlikte düşünme, analiz etme şansı yakalayabiliriz.

Bu yazıda öngörülerimi 3 başlık altında toplayacağım. Birincisi teknoloji, ikincisi dinleyici (kullanıcı/tüketici), üçüncüsü ise üretici (yayıncı/geliştirici/podcaster) boyutu olacak.

Bu üç unsurun da zaman içerisinde birbirini etkileyen, tetikleyen bir yapı içerisinde evrileceğini düşünüyorum.

O zaman 10 yıllık yolculuğa “teknoloji” ile başlayabiliriz.

Eğitimin ‘Sınav’la İmtihanı!

0
Fotoğraf: Nick Morrison - www.unsplash.com

Türkiye’de okulların eğitime ara vermesinin üzerinden iki, uzaktan eğitime başlanmasının üzerinden bir hafta geçti.

Her ne kadar Dünya’da olduğu gibi ülkemizde de öncelik Korona Virüs salgını nedeniyle sağlık olsa da, milyonlarca öğrenci nedeniyle eğitim de öncelikli konulardan birisi olmaya devam ediyor.

Devlet, okullar, öğrenciler, veliler ortaya çıkan bu ani ve zorunlu tablo karşısında yol almaya, çözüm üretmeye çalışıyor.

Türkiye, okulları, öğretmenleri ve öğrencileriyle uzaktan eğitimi öğrenmeye, anlamaya, uygulamaya çalışırken, sis bulutu içerisinde bugüne kadar uygulanan eğitim modelinin bazı unsurlarını online eğitim sürecine nasıl uyarlayacağına ilişkin tartışmalar da yaşanıyor.

Popüler Yazılar

Beğenilen Yazılar

“Ben neredeyim, burası neresi?” demek istemiyorsan…

0
“Aşkım, annem, babam, bitanem, kanka…” Ya da…. “Ahmet, Oğuz, Ayşe, Mehmet, Duygu….” İle paylaşmak için… Bunlar da ne ki demeyin! Dahası var… “İrem, Nilay, Emre….” Ve...