Özel bir eğitim kurumunun bugünlerde açık hava reklamlarında dikkat çekici biçimde “Bilgi Güçtür” ibaresini kullanarak öğrenci çekmeye çalıştığını görmek, eğitim kurumlarının dünyayı okuma konusunda ne kadar zafiyet içerisinde olduğunu göstermesi açısından hüzün verici.

Ne yazık ki, bu durum yalnızca o eğitim kurumuyla sınırlı olmayan, neredeyse hemen tüm eğitim kurumlarının tavrını, zihniyetini yansıtması açısından da sembolik bir anlam taşıyor.

“Eski dünyaya”, geçmişe dayanan deneyimlere ve beklentilere bakarak düşünecek olursak, bu vaadin yadırganacak bir durumunun olmadığını, hatta cezbedici olduğunu kabullenebiliriz. Ancak söz konusu “gelecek” olunca insan “bir özel eğitim kurumunun” gelecek hakkında derin öngörü eksikliği içinde olduğunu görmekten dolayı üzüntü duyuyor.

Bu yıl ilk okula başlayan bir çocuk 4 yıllık üniversite eğitimi de dahil 16 yıl sonra, yani 2036 yılında hayata atılmış olacak. Bu yıl ortaokula başlamış bir genç ise çıplak hesapla 2032’de üniversite eğitimini bitirerek iş yaşamına dahil olacak; liseye başlamış genç ise, 2028’de…

Açıkçası mevcut eğitim ortamına ve gerçekliklere bakınca bir iki (gerçek anlamda bir iki) örnek dışında eğitim camiasının değil 2036’yı, 2028’i içinde bulunduğumuz zaman dilimini, 2020’yi bile algılayamadıklarını görüyoruz.

16 yıl sonra, 8 yıl sonra, hatta 3 yıl sonra nasıl bir dünyada yaşıyor olacağız? Yaşamımız, sektörler, işler nasıl değişecek? Gelecekte hangi meslekler işlevini kaybedecek, hangi meslekler oluşacak, doğacak?

Geleceğin yetkinlikleri, becerileri neler olacak?

Böyle bir geleceğe çocuklarımızı nasıl hazırlamalıyız?

Evet, gelecek gelmeden, bugünden çocuklarımızı o geleceğe nasıl hazırlamalıyız?

2036, 2028 geldiğinde, zamanı geri sarıp 2020’li yılların başına geri dönme, her şeye yeniden başlama şansımız ne yazık ki yok!

İnsanoğlu, tarihin hiçbir döneminin tanık olmadığı boyutta bir değişim dalgasının tam içerisinde.

“Yapay zeka, algoritmalar, akıllı makineler ve robotik sistemlerin” yaygınlaşacağı bir gelecekte acaba çocuklarımızı bugünden “daha çok bilgi yükleyerek” onları bu geleceğe hazırlamış mı olacağız?

“Makine zekasının” daha bugünden “insan zekasını” aştığı bir gerçeklik karşımızda dururken, 5-10 yıl sonra “bilgi”alanında bu makinelerle yarışma şansı olmayan çocuklarımıza “bilgi yüklemenin” mantığı ne olabilir!

Elinizdeki akıllı telefonun “sanal asistan” özelliğini kullanıyor musunuz bilmiyorum. Eğer keşfetmediyseniz bir deneyin derim. Şayet nasıl yapacağınızı bilmiyorsanız, tüm yaratıcılıklarını yok etmek için var gücümüzle çalıştığımız“Z kuşağı” çocuklarınız size saniyeler içerisinde gösterecektir!

Örneğin Siri’ye, ya da Google Asistan’a sesli olarak bir matematik işlemini sorun, bir tarih, coğrafya sorusu sorun. Felsefeye, ekonomiye ilişkin sorular sorun. Güncel bir gelişmeyle ilgili soru sorun.

Maç sonuçlarını, hava/yol durumunu…

Hadi biraz daha ileri götürelim: “Canım çok sıkılıyor, ne yapabilirim?” diye bir soru sorun. Size hemen “podcast çalabilirim, haberlere bakabilirsin” diye yatını verecek. Beğenmediniz mi, “sinemada hangi filmler oynuyor” diye sorunuzu detaylandırın.

Hasılı, “bilgiyle” ilgili her türlü ihtiyacınızı karşılayacak ve arka planda çalışan sürekli, dinamik bir zeka var ve artık insanoğlunun hizmetinde.

Bu 2020 başı itibariyle sahip olduğumuz düzey. Yapay zeka ve algoritmaların 3-5 yıl içerisinde “makine öğrenmesi ve derin öğrenme” ile nasıl devasa yol kat edeceğini, bu altyapı ve güçle yaşamımızı nasıl değiştireceğini düşünün.

Şimdi böyle bir durumda çocuklarımıza 100 yıl öncesinin eğitim metodolojisiyle “bilgi yüklemeye” çalışmanın bir mantığı olamaz. Yapay zekayla çocuklarımızın yarışması mümkün değil.

Ama çocuklarımız yapay zekanın sağlayacağı bilgileri kullanabilir; onunla işbirliği halinde çalışabilir.

O zaman çocuklarımıza ne öğretmeli, onları geleceğe nasıl hazırlamalıyız?

Bugün özel ya da kamu eğitim kurumları çocuklarımıza, anne babalara ne vaat etmeli?

Sürekli Öğrenmeyi Öğrenme

Bugünün çocukları gelecekte en az 100 yıllık bir yaşam ortalamasına ulaşacaklar. Kimi bilim insanları ve fütüristlere göreyse “ilk ölümsüz insan” çoktan aramızda yaşıyor… Teknoloji ve dijitalleşmeyle son 10-15 yıl içerisinde bile büyük bir değişim geçiren dünyanın 30-40-50 yıl içerisinde nasıl devrimsel bir değişim geçireceğini varın siz hesap edin.

Bugün eğitim verdiğimiz çocukların geleceğe hazırlanabilmeleri için ulaşmaları gereken en değerli yön “sürekli öğrenmeyi öğrenmeleri”, buna ilişkin güçlü bir yetkinlik kazanmaları olmalı. Bunun için bugün çocuklarımıza bilgi yığmak yerine “merak duygusunu”, “soru sormayı” öğretmeli, sürekli yeniyi arama yeteneklerini geliştirmeliyiz.

Algoritmik Düşünme

Farklı değişkenler arasında bağ kurabilme, sorgulayabilme beceresi de gelecekte önemli nitelik olacak. İnsan-makine arasında işbirliğinin, birlikte çalışma imkanlarının artacağı koşullarda olaylar, olgular arasında bağıntı kurabilme, bunlardan yeni anlamlı sonuçlar çıkarabilme kapasitesi önem kazanacak.

Bu nedenledir ki 3 yılda bir ülkelerin eğitim kapasitelerini ölçen PISA, 2021’den itibaren matematik kapsamında çocukların “algoritmik düşünebilme” yeteneklerini de değerlendirmeye başlayacak.

Eleştirel Düşünme

Çocukların bugün elde edecekleri “sabit bilgilerle” kendilerini geleceğe taşıyabilmeleri mümkün değil. Ayrıca durmaksızın bir değişimin olduğu süreçte sürekli bu farklılıkları, ayrıntıları bulma becerisi için “eleştirel düşünme”yeteneği de önemli olacak.

O nedenle bugün dur durak bilmeden ağır bir müfredat altında bilgi yağmuru ve test kıskacında boğulan çocuklarımızı “daha fazla düşünme, sorgulama, tartışma, yeni fikirler, yorumlar, analizler yapabilme” ortamına yöneltmemiz gerekiyor.

Duygusal, Sanatsal Kapasite

Yapay zeka ve robotik sistemlerin gelecekte dünyayı tam olarak nasıl şekillendireceğini yüzde 100 kesinlikle bilemez ve kestiremeyiz. Ancak epey bir süre daha “duygusal zeka, yaratıcılık, sosyal zeka, sanatsal beceriler” gibi alanlarda insan faktörü baskın olmaya, önem taşımaya devam edecek. Bu nedenle bugünden çocukların bu yöndeki kapasitelerini, yeteneklerini artırmalıyız.

İşbirliği ve Birlikte Çalışma Becerisi

Teknoloji ve dijitalleşme daha bugünden farklı alanlar, sektörler, departmanlar, disiplinler arasında etkileşimi, iletişimi, süreçleri birbirine bağladı. Gelecekte iş hayatında yer alacak insanların temel uzmanlık ve meslek alanları ne olursa olsun farklı uzmanlık ve meslek alanlarıyla birlikte çalışabilme becerisini göstermeleri gerekecek.

Gelecek nesiller farklı uzmanlarla, ekiplerle, takımlarla birlikte çalışabilme, işbirlikleri kurabilme becerisine yatkın olmaları, bu yönlerinin çok güçlü olması gerekecek. Bu nedenle bugün eğitim çağındaki çocuklarımızın ihtiyaç duydukları en son şey odalarına kapanıp, durmadan test çözmek ve bu konudaki becerilerini ispat etmek. Bugün çocuklarımızın daha çok birlikte spor yapmaya, tiyatro gösterileri sergilemeye, müzik grupları kurmalarına, ortak projeler, deneyler, uygulamalar gerçekleştirmelerine ihtiyacımız var.

Zorluklarla Baş Edilme

Her an yeni bir değişimin, yeniliğin olduğu koşullarda çocukların gelecekte bu durumlarla mücadele edebilme, bu zorlu psikolojik ve sosyolojik durumları aşabilme becerisi, dayanıklılık kazanmaları önemli hale gelecek.

Eğer çocuklarımızı bugünden bu sürekli değişim çağına uyum sağlayacak güç ve dayanıklılıkta hazırlamazsak, gelecekte bu çığın altında kalmaları kaçınılmaz olacak.

Bilgiyi Kullanabilme Becerisi

Şimdi yazımızın başına dönecek olursak, yakın gelecekte “bilgi güç olmaktan” çıkacak, “bilgiyi kullanabilme gücü” önem kazanacak. Bilgi, kolayca ulaşabileceğimiz her yerde olacak. Yapay zeka, bulut teknolojileri, sanal asistanlar, sensörler, veri ağları…. yani insanın ‘akıllı yaşam içerisinde entegre olacağı ağ sistemi içerisinde her yerde olacak.

Ancak bu bilgileri “bir araya getirmek, ayırmak, anlamlı hale getirmek, sonuçlar çıkarmak, birleştirmek, yeni bir hale getirmek” her an ulaşabildiğimiz “yalın bilginin” kendisinden daha önemli hale gelecek.

Eğitim Kurumları Neden Başarısız?

Dünya ve eğitimin geleceğine kafa yoran birçok uzman yukarıda paylaşmaya çalıştığımız gerçeklikleri son dönemlerde sıklıkla dile getiriyorlar. Ancak buna rağmen dünyada ekonomide, sosyal yaşamda, üretimde, tüketimde bu kadar çok değişimin yaşandığı koşullarda en az değişimin eğitim alanında olduğunu görüyoruz. Eğitim alanındaki değişim ve geleceğe hazırlanmanın akıllı tahta, tabletler ve lütfen konulmuş bir iki bilişim dersi ve sıradan kodlama eğitimlerinden ibaret olduğunu sanıyoruz.

Peki neden?

Bunun bir numaralı nedeni bu yönde güçlü bir kamu (devlet) politikasının olmaması.

Buna bağlı olarak ikinci güçlü neden eğitimin “ticari bir meta” haline getirilmiş olması. Kamu eğitim kurumları yatırım yetersizlikleri ve bütçe imkansızlıkları ile kendi kaderlerine terk edilirken, özel eğitim kurumları da “kar-zarar” kıskacı (baskısı) içerisinde bugüne bağlı mekanizmaları (metodolojileri) aşamıyor. Özel eğitim kurumları gelecek üzerine kafa yormak, dertlenmek, gelecek için emek harcamak yerine bugün “talep” neyse onu veriyor.

Üstelik ders ve test kitaplarını çocukların önüne yığıyorsunuz, sonra yıl boyunca onları sınavlar arasında yarıştırıp, bunların sonuçlarına göre bir “başarı” tablosu sıralaması içerisinde çocukların en değerli zaman dilimlerini harcıyorsunuz. Hazır kalıplar, hazır bir sistematik üzerinden işleyen ve üstelik öyle çok da fazla malzemeye, öğretmene, öğretim ortamlarına masraf yapmadan süreci yönetebiliyorsunuz. Yılın sonunda bilançoda kar etmek esassa, 10-15 yıl sonrasını bugünden düşünmenin, gelecek için bugünden yatırım, harcama yapmanın alemi yok!

Bunun, serbest piyasa koşulları ve ticari bir mantıkla analiz ettiğinizde yadırganacak bir durumu da olmuyor haliyle. Özel ticari bir yatırım yapıyorsanız, yıl sonunda kar elde etmeyi beklemeniz de kaçınılmaz oluyor.

Bu karabasan döngüsünün bir ayağı, hatta önemli bir ayağı da “veliler”, yani anne ve babalar…

Ne yazık ki, ebeveynler de hala çocuklarının geleceklerinin testlerde gösterdikleri başarılar, sınavlar sonucunda aldıkları yüksek puanlarla belirlendiğini sanıyorlar. Çocuklarını LGS, TYT/AYT gibi sınavlara en iyi hazırlayan okulların en başarılı okullar olduğunu sanıp, evlatlarını bu makinenin içinde boğuyorlar.

Piyasa koşulları içerisinde gelecek öngörüsü konusunda yetersiz olan, düne ve bugüne bakarak çocuklarının geleceklerini inşa etmeye çalışan veliler birer “müşteri” olarak eğitim kurumlarından ne yazık ki bildikleri, alışageldikleri, görebildikleri “şeyi” istiyorlar: Sınav, test, sınav, test…

Tamamen Çaresiz Miyiz?

Buna rağmen, her şeyin de bu mutlaklık içerisinde işlemediğini ve işlemeyeceğini de paylaşmamız gerekiyor.

Eski dünya, ekonomisiyle, sektörleriyle, hukukuyla, siyasetiyle çökerken, yeni bir ekosistem, yeni sektörler, yeni bir dünya doğuyor. Bu değişimin şimdi tam ortasındayız.

Bu değişimin öncüsü, tasarımcısı olan kurumlar kendilerini geleceğe taşıyor, taşıyacak.

Eğitim alanında da bugün henüz sayıları çok fazla olmasa da, ancak yakın gelecekte mutlaka sayıları artmak zorunda kalacak yeni nesil eğitim yaklaşımlarının, kurumlarının doğmakta olduğunu görüyoruz.

Şimdi mesele, gelecek öngörüsü ve beklentisi güçlü ebeveynlerin bu yöndeki taleplerini, beklentilerini artırmaları, daha güçlü dile getirmeleri, kamu kurumlarını, resmi ve özel eğitim kurumlarını bu yönde adım atmaya zorlamaları, cesaretlendirmeleri gerekiyor.

Aynı zamanda eğitim kurumlarının da daha vizyoner, cesur kararlar alıp hem kendi kurumlarını dönüştürmeye başlamaları, hem de velileri bilinçlendirerek bu dönüşüm sürecini desteklemeleri gerekiyor.

Bu yönde atılacak adımların gücü, ülkemizi ve çocuklarımızı geleceğe taşıma konusundaki “değişim kapasitemizi ve zaman mesafemizi” de belirleyecek.

CEVAP VER

Yorumunuzu giriniz!
Bu bölüme adınızı giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.