Bugünlerde velilerde büyük bir telaş var. Çocuklarını bursluluk sınavları için bir okuldan diğerine taşıyıp duruyorlar.

Zavallı çocuklar, üzerlerine yüklenen “büyük hayat yükünün” altında o seans senin, bu seans benim koşturup duruyorlar…

Her sınav kapısının önünde kulaklarına fısıldanan, “Aman oğlum/kızım, soruları dikkatli oku. Acele etme, iyi anla öyle yanıtla. Göreyim seni. Sana güveniyorum…”

En çok da bu “güveniyorum” sözcüğü yaralıyor ruhlarını: “Ya başarılı olamazsam, ya istedikleri gibi bir sonuç alamazsam…”

İster inanın, ister inanmayın, içlerinde daha yeni okuma yazmayı sökmüş, ilkokul 2. Sınıf öğrencisi sabilere bile sınav yapan okullar var!

Devlet okullarından umudunu kesmiş veliler, “acaba çocuk iyi bir sınav sonucu çıkartır, burs alır, okula daha az para öder miyim?” derdinde…

Kızmalı mı velilere?

Hem ‘hayır’ hem ‘evet’…

Bu ‘evet’ ve ‘hayır’ı çevreleyen epey mevzu var ve bunları hep birlikte düşünmeye ihtiyacımız var. Şimdi bunları sıralayalım…

Birincisi; Eğitim Temel Bir Hak

İyi bir eğitim, hayata, geleceğe her insan evladının iyi hazırlanması “temel bir hak…” Bu temel hakkın tüm yükünün “ailelere” terk edilmiş olması, ülkemiz için dramatik bir durum.

Modern dünyada çocuğun iyi eğitim alamaması ailenin değil, devletin (kamu) sorunudur. Bu da doğrudan kaliteli bir kamu eğitim organizasyonuyla gerçekleştirilir. Toplum, “kar/zarar” kaygısından uzak, kamu eliyle çocukların nitelikli eğitim maliyetini üstlenir.

Eğitim parayla satın alınacak bir hak haline gelirse, çocuğun tek başına o hakkı satın alacak imkanı olmaz. O hakkı satın alma görevini anne ve babaya verdiğinizde o hakkın sınırını ailenin gelir seviyesiyle yeniden sınırlarsınız. Oysa o hakkın kullanımını uygar dünyada devlet, ailenin üzerine terk edemez. Yani, “paran varsa iyi eğitim al, yoksa ne halin varsa gör; ya da işte orada kaderine terk ettiğim devlet okullarına git” diyemez.

Böyle derseniz çocuğu geleceğe hazırlayamaz, kişiliğini, özgürlüklerini, haklarını, özcesi varlığını kullanamaz hale getirirsiniz. Dahası aile yoksulsa, çocuk da yoksul kalmaya mahkum hale gelir ve yoksulluğu kurumsallaştırırsınız.

Sağlık, ulaşım, enerji ve bu yıllarda internet gibi eğitim de “ticaretin” konusu haline getirerek genel olarak “piyasaya” terk ederseniz, zaman içerisinde sonuçlarının yıkıcı olması kaçınılmaz.

Son istatistiklere göre, Türkiye’de toplam gelir içerisinde nüfusun yüzde 20’si gelirin yaklaşık yüzde 50’sine sahip. Geri kalan yüzde 80, gelirin yüzde 50’sini paylaşıyor. Nüfusun en alttaki yüzde 20’lik bir kesimi ise toplam gelirden yalnızca yüzde 7 pay alıyor.

Gelir adaletsizliğinin bu derece bozuk olduğu bir ortamda ailelere çocuklarının eğitimiyle ilgili “iradi” bir tercihte bulunması beklenemez…

İkincisi, Özel Okul İyi Eğitim Demek Değil

Açıkçası, velilerin çocuklarını sınav sınav koşturdukları özel okullarla ilgili de yeniden düşünmeleri gerekiyor.

Evet, gerçekten kamu okulları, fiziki, idari, müfredat, ekonomik birçok yönden ciddi sıkıntılar içeresinde ama ya bir furyaya dönüşen özel okullar… Onlar çok mu iyi sanıyorsunuz…

Son yıllarda sayıları hızla artan özel okulların birçoğunun değil “özel”, “okul” olma niteliği bile tartışılır.

30-40 günde apartman dairesinden bozma binalar “okul” kimliğine dönüştürülerek, birçok fiziksel yetersizlik içerisinde eğitime açılıyor. Sermaye yetersizliği içerisinde yüksek kiralar ve başkaca yüksek maliyetlerle öğrenci kaydeden bu “özel okulumsu” kurumlar az sayıda öğrenciyle eğitim vermeye çalışıyor.

Tüm bunların yanında esas sorun fiziksel yetersizliklerle beraber eğitim kadrosunda yaşanıyor. Çok sayıda atanamayan öğretmen mecburen sayıları hızla artan özel okulların kapısını çalıyor ve çoğu asgari ücretle, ağır bir tempoyla eğitim vermeye çalışıyor. Böyle bir tablo karşısında nasıl kaliteli bir özel eğitim verilebileceğini varın siz hesap edin.

30-40 öğrenciyle eğitim veren, eylül ayında kapısını açıp kasım-aralık ayında öğrencilerini kapının önüne koyan karmakarışık bir özel eğitim tablosu…

Özel okullar boyutunda sorun yalnızca bundan ibaret değil. Anlı şanlı, popüler özel okullar açısından da “esasta” görünen çok parlak değil. Farklılaşan yönleri “otelcilik” nitelikleri ve markalaşmaya dayanan “fiyat” politikaları. Yani, daha lüksler ve daha pahalılar…

Ama bu asla daha iyi eğitim veriyorlar anlamına gelmiyor.

Çünkü, günün sonunda düşünen, analiz eden, sorgulayan bir öğrenci yetiştirme politikası uygulayamıyorlar.

Bakın, bu noktada haksızlık yapmak da istemem. Bu tek başına özel okulların da kusuru değil. Elbirliğiyle yarattığımız bir tablonun sonucu bu. Devlet, özel okul, aile, öğrenci döngüsü içerisinde “sınav” odaklı bir saplantı içerisinde, “bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete”…

Üçüncüsü, Öğrenci Özne Değil Nesneye Dönüştü

Bu dramatik tablo içerisinde en üzüntü verici nokta, eğitimin odağındaki “öğrencilerin” özneden birer nesneye dönüşmüş olması. Pazardaki bir “ürün” gibi, alınıp satılan, devredilebilen “rakamlara” dönüştüler…

Yetenek ve başarılarının ölçütü “test çözebilme” kapasitelerinden ibaret… En iyi “testmatikler” sınırlı sayıdaki “bursu” kapıyorlar. Test sonuçlarına göre hepsinin fiyatı ya da maliyeti belli oluyor ve sırayla velilere tebliğ ediliyorlar…

Fiyat, burs, aile gelir durumu, yani piyasa koşulları etrafında bir öğrencinin nasıl bir eğitim alacağına ilişkin döngü oluşuyor. “Kar odaklı” böyle bir gerçeklik karşısında ailesinin ödeyebileceği fiyatın epey üzerinde bir bedelle yüzleşen öğrenci için geriye kalan gerçeklik, fiyatın izin verdiği A, B, C, D özel okul seçenekleri arasında “eğitim pazarlığının” yeniden ve yeniden nesnesi olmaktan ibaret.

Oysa her öğrenci sahip olduğu doğal yetenekleri ve bireysel özellikleriyle zihinsel ve ruhsal gelişme hakkına sahip olması gerekirken, bu hakkını hangi ölçüler içerisinde kullanıp kullanamayacağını ailesinin maddi imkanları belirliyor.

Üstelik aileler bireysel algılarının ötesinde her bir özel okulun eğitim niteliklerini ölçümleyebilecek “imkanlara, araçlara, zamana” sahip olamadan genel geçer bilgi ve algılarla seçim yapıp çocuklarını özel okullara kaydettiriyor.

Dördüncüsü, Topyekun Gelecek Körlüğü Yaşanıyor

“Kamusal eğitim” çökerken, kaliteli bir eğitimin bir seçeneğiymiş gibi özel okul sistemi de “kar ve ticaretin” kurbanı oluyor.

Devlet, okul, aile, öğrenci kombinasyonu içerisinde Türkiye’deki eğitim sistemi başarı beklentisini hep bir sonraki merhaleye öteliyor. Çocuk sisteme anaokulu ve ilkokul ile dahil oluyor. Bu noktadan itibaren algısal döngü şöyle işlemeye başlıyor: İyi bir gelecek için, iyi bir ortaokula gitmeli; onun için falanca sınavları başarmalı. Bir sonraki eşiğe geçiliyor. İyi bir gelecek için iyi bir liseye gitmeli; onun için falanca sınavları başarmalı. Sonraki eşik geliyor. İyi bir gelecek için, iyi bir üniversiteye gitmeli; onun için falanca sınavları başarmalı.

Çocukların eğitim için sahip oldukları en değerli yıllar böyle öğütülüp duruyor. Üniversite seviyesine gelindiğinde milyonlarca genç için artık hayata hazırlanacak ne zaman kalıyor, ne de zihinsel ve ruhsal bir denge.

Devlet, okul, aile, öğrenci arasında hep bir gelecek heyecanı ve umudu ile ötelenen başarı beklentisi, gerçeklikle yüzleşiyor. Geriye kaos kalıyor.

Teknoloji ve dijitalleşmeyle birlikte yepyeni bir dünya doğuyor. Geleceğin bugünün nesillerinden beklentisi köklü biçimde değişiyor. Robotların, makinelerin, yapay zekanın, algoritmaların egemen olacağı bir geleceğe bugünkü eğitim sistemi ve modelimizle çocuklarımızı hazırlama şansımız ne yazık ki yok.

Geniş bir kesimi oluşturan çocuklarımızın bir bölümünü kamu eğitim alanında kaderlerine terk ederken, ailelerin milyarlarca lira akıttığı özel okul modelimizle de yalnızca ve yalnızca başarıyla test çözdürüyor ama asla ve asla çocukları geleceğe hazırlayamıyoruz.

Öğrenciler, özel okulların kar baskısıyla ailelerinin gelir yetersizliği arasında birer ticari ürüne dönüşüyor. Çocuklar, bir yıl bir özel okula giderken, bir sonraki yıl arkadaşlarından neden ayrıldığını anlayamadan soluğu bir başka okulda alıyor.

Aileler ise, iyi bir eğitim hayaliyle çocuklarının peşinde koştururken bilinmezler ve belirsizlikler arasında “maddi ve manevi” baskı altında eziliyor.

CEVAP VER

Yorumunuzu giriniz!
Bu bölüme adınızı giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.